Yazamıyorum deyip panik yapmayın!

Yazar Gökhan Asan on Friday, 28 November 2014 | 12:56

Blog yazarlığı başlı başına bir uğraşdır....
İlk olarak şunu belirtmemde fayda var. Henüz yeni bir blog sahibiyseniz yahut yazı yazmak gibi bir hobiniz varsa (bu durum blog sahiplerini çok daha fazla ilgilendirmekte) buyrun yazının devamı sizi bekliyor. Bunun dışında ne haber niteliği taşıyan ne de bilgi içerikli bir yazı olmayacağını vurgulamakta fayda var.

Blog sahiplerinin çok büyük bir kısmı, özellikle de yeni bir blog sahibinin en çok zorlandığı konu ne yazabilirim sorusunun cevabıdır. Öyle ki her yazı yazmaya yeltenmeden önce bu soruyu muhakkak sorar. Çok can sıkıcı olmakla beraber, cevap bulmakta zorlanıldığı takdirde kişinin şevkini ve azmini hatırı sayılır ölçüde zedeler. Bu sorunun cevabından ziyade, bu soruyu her seferinde kendimize sormamıza neden olan etkenleri bilmek, ‘ne yazabilirim ya da ne yazmalıyım?’ sorusundan daha önemlidir.

Ufkunuzu açmak adına kendi deneyim ve tecrübelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Öncelikle blog sahiplerinin yaptığı ilk hata, yanlış ve gereğinden fazla kategorize. Az daha bu konuyu açmakta fayda var. Örnek vermek gerekirse (ki gerekiyor), varsayalım sağlık konulu bir blog açtınız. Blog’unuz sağlık ile alakalı bir blog ise içeriğiniz sağlıkla ilgili olmalıdır. İçeriğinizin sağlıkla ilgili olması içinse, kategorilerinizin sağlıkla alakalı olması gerekmektedir. Aksi halde santim santim ipin ucu kaçacaktır. Hal böyle olunca da rotasından sapmış gemi gibi, zamanla saldım çayıra mevlam kayıra misali, sırf yeşillik olsun diye blogu içeriklerle doldurmaya çalışmaya başlarsınız ve sonra bir bakmışsınız çöplük.

Yukarıda verdiğim örnekteki gibi, belli bir konu amaçlanarak açılmış bir blog, genel bilgi içerikli bir blog’a oranla nispeten daha avantajlıdır diyebiliriz. Neden mi? Çünkü genel site sahiplerinin yoğunlaşacağı konu yelpazesi çok daha geniş olacaktır. Konu yelpazesinin geniş olması sanılanın aksine avantaj değil, dezavantaj olarak bilinmelidir. Her defasında harıl harıl bizi düşündüren, ‘ne yazabilirim?’ sorusunun cevabına tekrar geri dönelim. Ne dedik, blog’unuz amaca yönelik kategorize edilmeli ve mümkünse genel bilgi içerikli değilde belli başlı bir konu üzerine yoğunlaşılmalı.

‘Ne yazabilirim?’sorusunun %50 oranında cevabı budur. Diğer %50’lik kısmı ise, iyi bir gözlem, sabır, not tutma alışkanlığı ve mükemmeliyetçilikten sıyrılmayı gerektiriyor. Sondan başlayalım, yazdığınız her yazı ya da konu mükemmel olmak zorunda değil. Yazınızın kısa ya da uzun olması da bir ölçüde önemli değil, önemli olan üç husus var. Yazınız, dozunu kaçırmayacak şekilde samimi ve içten olmalı, kompleks cümlelerden kaçınılmalı, sade ve basit bir üslup kullanılmalı ve konu ile ilgili minimum düzeyde bile olsa bilgi sahibi olunmalı ya da yeterli bilgi edinilmeli.

Not tutma alışkanlığına gelirsek, toplumca bizi aşan bir konu bu:)). Enteresandır not tutsak bile, o not lazım olduğunda ara ki bulasın. Not tutma alışkanlığı kazanmak, düzen ve tertipten geçer. Bu nedenle öncelikle düzenli ve tertipli olmak gerek. Yanınızda devamlı kalem ve kağıt olması gerekmiyor, akıllı telefonlar her ihtiyacımızı karşılıyor artık. Bir diğer konu ise gözlem. Benim üstünde en çok durduğum konu da bu. Blog sahibi olun ya da olmayın, her ne işi yapıyor olursanız olun, mesleğiniz neyi gerektiriyorsa gerektirsin, kişisel görüşüm herkesin iyi bir gözlem yeteneğine sahip olabilmesi yönünde.

Şu an metrodayım ve bu yazıyı bir takım gözlemlerim sonucunda aldığım notlarımı derleyip yazıyorum. Bu arada sağımda solumda kısacası beni çevreleyen neredeyse herkesin elinde akıllı telefonları; muhtemelen ya oyun oynuyorlar yahut sosyal paylaşım platformlarda toplu vakit katliamı yapıyorlar. Alın size malzeme. Her gün görmeye alıştığımız bu durum ile alakalı size en az iki adet yazı yazabilirim. Söylenecek daha çok şey var fakat sözü daha fazla uzatıp sabrınızı sınamak isteniyorum. Hem ne demiştik, aynı zamanda sabırlı olmalıyız. Okumalıyız, yazmalıyız, gerekirse silip tekrar yazmalıyız bıkmadan usanmadan, çevremizde olup bitenleri gözlemleyebilmeliyiz. Sözün özü, malzeme bol. Önce malzeme listesi çıkarmak (‘gözlem’) ve malzemeyi temin etmek (‘not tutma’) lazım daha sonra tabiri caizse gerisi sizin aşçılığınıza kalmış. Subliminal mesaj vermeyi de ihmal etmeyelim ki bu yazılanların akılda kalıcığı olsun, kelimelerle savaşmayalım sevişelim :)

0 yorum:

Post a Comment

 
Copyright © 2013. Bilginti - Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kopyalama yapılamaz!..