Karınca Sürülerinden Kurtulma Yolları

Thursday, 10 September 2015

karıncalardan kurtulma
Karınca sürüleri oldukça rahatsız edici olabilir!
Öncelikle şunu ifade etmekte fayda var, karıncalar dostumuzdur. Doğaya faydaları saymakla bitmez, bizim derdimiz yığınlar halinde evimizi, odamızı veya mobilyalarımızı işgal edenlerle.

Karıncaları yaşam alanlarından uzak tutmak için; 

  • Bir adet su sprey şişesinin içine su, limon ve nane karışımı yapın ve bunu, miktarı abartmadan (ortalığı göl etmeyin) karınca kümelerinin üzerine sıkın, oldukça etkilidir göreceksiniz. 
  • Karıncalar çok küçük boşluklardan, çatlaklardan, kapı eşiklerinden hücum ederler. Karıncaların ana yollarını tıkayın, boşlukları doldurmaya başlayın. Cam kenarlarına silikon çekmeyi bile deneyebilirsiniz. 
  • Tuz, tebeşir tozu, bebek pudrası, talk pudra, kapı eşiklerine, karıncaların geçiş noktalarına uygulandığında etkili bir püskürtme yöntemi olacaktır. 
  • Tarçın, limon kabukları, sirke, kara biber, acı kırmızı biber, defne yaprağı karıncıların hiçte hoşuna gitmeyecek sonuçlar doğurur. Sirkeyi ve dilediğiniz diğer ürünleri yine su ile karıştırıp püskürtebilirsiniz. 
  • Şimdi tarifini vereceğim karışıma dikkat; 1 tatlı kaşığı fıstık ezmesi, 2 çay kaşığı şeker, 2 çay kaşığı boraks (internetten kolayca edinin) ve 1 çay kaşığı su. Bu içeriği güzelce karıştırın ve şöyle bir parça, hamur kıvamındaki karışımı karıncaların aktif olduğu bir yere bırakın. Buradaki amaç karıncaların bu karışıma ellerini kollarını sürüp, bunu arkadaşlarına, yuvalarına bulaştırmasıdır. Baktınız ki karıncalar daha yolda hayatını kaybediyor, karışımdaki boraks miktarını biraz azaltın derim.
  • Karıncalar yazlık evlerin bahçelerini, balkonlarını çok severler. Lütfen sağa sola dökülen yiyecek döküntülerinden çok çabuk kurtulun.
  • Ben karınca tebeşiri diye bir ürün satın aldım ve bu üründen inanılmaz fayda sağladım. Tek yapmanız gereken bu tebeşirle, karıncaların geçiş yollarına çizikler atmak. 

Nükleer Santrallere Hayır!

Saturday, 2 May 2015

Ben en başından beri "Nükleer Santrallere Hayır!" diyorum ve halen bunun arkasındayım, peki ama neden?

nukleer santrallere hayir
Nükleer Santraller Ölümdür!
  • Kimse kimseyi kandırmasın, nükleer santraller öyle sıfır emisyon oluşumlar değildirler. Reaktörler belli aralıklarla radyoaktif salınımlar yaparlar. Galiba 2008 senesiydi, Fransa'da bir bölgede musluk sularından içmek, balık tutmak ve yüzmek yasaklanmıştı, nedeni ise radyoaktif atıkların suya karışmasıydı. (isterseniz Tricastin nükleer santraline detaylı bir göz atın). Buna ek olarak şunu da eklemekte fayda var, her 18/24 ayda bir nükleer santralin üretimini durdurması ve nükleer, radyoaktif atığından kurtulması lazım. 
  • Nükleer santraller, soğutma işlemleri sırasında ve belli başlı bazı işlemler için çok ciddi oranda su kullanır. Bunu çoğu zaman ırmaklardan, göllerden karşılar. Bu da deniz yaşamına yönelik ciddi bir tehdit anlamına gelecektir. Bunun yanında diyelim ki su sıkıntısıyla baş başa kaldığımız bu günlerde, bir reaktör soğutma işlemi için gerek duyduğu suya ulaşamadı!!! Sonuç felaket olabilir.
  • En son Fukuşima nükleer santralinde olan kazayı hatırlarsınız, dünyanın en güvenli santrallerini yapan Japonya'nın imajı yerle bir olmuş, hepsinden önemlisi binlerce insan ölmüş ve santralin bulunduğu kilometrelerce karelik alan hayalet kasabaya dönmüştü. Resmi raporlara göre şu anda 200 bin kişi kanser riski ile karşı karşıya. Olay yaklaşık 4 sene önce meydana geldi ama sızıntılar halen devam etmekte, ve öyle görünüyor ki daha uzun bir süre devam edecek. Santraldeki sıkıntıya ne yol açmıştı? Deprem!!! Peki Türkiye Deprem haritasına bir göz attığınızda ne durumdayız? Vahim! Bu en kötü senaryo ama Allah korusun! 
  • 11 Eylül'de ikiz kulelere yapılan saldırıyı bir düşünün, kimse o ana kadar bu çapta bir saldırıyı beklemiyordu ama sonuç bir faciaydı, hedefteki iki kule aslına bakarsanız açık birer hedefti, peki ya devasa nükleer santraller, bir savaş anında aklınıza en büyük darbe için neresi gelir? Senelerdir Türkiye'ye kabus gibi çöken sözde medeniyet temsilcisi ülkelere ne kadar güveniyoruz? 
  • Ticari anlamda uygulanan bir nükleer faaliyet, kaçınılmaz bir şekilde nükleer silah kapasitesinde artış anlamına gelecektir. İnanın bana daha birinci santral kurulur kurulmaz, bunu yenileri takip edecek ve sonrasında dışarıdan sesler yükselmeye başlayacak. 
  • 1000 megawatt güç üretebilen bir santral, her sene 40 tane atom bombası üretmeye yetecek kadar plütonyum üretir ve bu da korkunç bir senaryoya davetiye çıkarmaya yeter. 
  • Chernobyl felaketini bir gözünüzün önüne getirin, (kazanın meydana geldiği 1986 yılından 2004 yılına kadar tutulan resmi kayıtlara göre çoğunluğu kanserden olmak üzere 985.000 kişi hayatını kaybetmiş), yüksek radyasyon seviyelerinden dolayı, bazı bölgelere insanlar adımlarını dahi atamıyor. Peki sizce de bu rakamlar çok mu abartı? Bu ölümlerin yanında esamesi bile okunmaz ama olayın bir de maddi boyutu var, o da yaklaşık 350 milyar dolar gibi bir rakam. Tamamen kayıp!
  • Dünyanın belli bölgelerinde uranyum madenlerinde çalışan ve radyasyona her daim maruz kalan insanlar var, bunla bir şekilde ailelerini de risk grubu içine alıyorlar, peki buna değer mi? Kim bu insanlar? Para her şeyi halleder mi ?
  • Peki nükleer atıkları hadi tıktınız bir yerlere, ya da verdiniz Amerika'nın bu iş için özel oluşturduğu bir alana, onlarda tıktı bunu yerin altına. Bu atıkların etkilerinin yüz binlerce yıl devam edeceğini biliyor musunuz? Yoksa sıcak para çok mu tatlı?
Yukarıda yazdığım her şeyi tamamen saçmalık kabul edebilir veya saygı duyar ve dikkate alırsınız, bu tamamen size kalmış bir durum ama şunu unutmayın, bütün bu soruların ötesinde kendimize sormamız gereken başka bir soru var? Nükleer enerji, insanoğlunun bitmek tükenmek bilmeyen enerji ihtiyacına tek alternatif mi? Sorunun cevabı hayır? İşte acı olan bu, insanlığı tehdit etmekten çok uzak, öyle kanser manser yapmayan, havaya suya saygılı birkaç yöntem var, örneğin güneş enerjisi, rüzgar enerjisi? Peki bunlardan sonuna kadar faydalanıyor muyuz? Bence Hayır!!!!!!

Mutluluk ve Mutlu Olmak Üzerine

Monday, 30 March 2015

Hayatınız Boyunca Dikkate Almanız Gereken Bir Liste; 

  • Hayat sandığınızdan da kısa, bundan dolayı içinizdeki hayat enerjisini emip tüketen insanlarla arkadaşlık kurmaktan vazgeçin. 
  • Problemlerinizden kaçmayın, onlarla yüzleşin. Unutmayın değişim zordur ama sonuçları fazlasıyla mutluluk verecektir buna inanın. 
  • Herkese yalan söyleyebilirsiniz, ama kendinize yalan söylemekten vazgeçin. Kendinize karşı dürüst olun. 
  • Özel olduğunuzu asla unutmayın, diğer herkes kadar siz de özelsiniz. Diğer insanlara yardım edin ama kendinize yardım etmeyi de unutmayın. 
  • Aman beni herkes sevsin akımına kapılmayın, kendiniz gibi olun, olayları akışına bırakın. Unutmayın, her zaman sizden daha güzeli, daha uzun boylusu, daha akıllısı olacaktır, ama siz siz olun yeter.
  • Geçmişe bağlılık iyidir, hoştur ama sakın hayatınızı geçmişinize entegre etmeyin, yeni sayfalar açın, yenilikçi olun. Bir de geçmişteki hatalarınız yüzünden sızlanıp durmayın. 
  • Hata Yapmaktan sakın korkmayın, unutmayın bir söz vardır bir şeyi en az 10 defa yapmak ve her birinde de ayrı bir hata yapmak, hiç bir şey yapmadan oturmaktan daha iyidir. 
  • Kendinize pahalı pahalı şeyler alıp mutluluğu onlarda aramayın. Aslında mutlu olmak için servet harcamanıza gerek yok. 
  • Bir şey yapacaksınız, daha hazır değilim demekten vazgeçin ve artık hazır olun. Çoğu zaman sınırlarınızı aşmanız gerekebilir, o halde sınırlarınız aşın. 
  • Hayatınız boyunca her kimle tanışırsanız tanışın hep bir nedeni vardır. Bazıları sizi test eder hayata hazırlar, kimileri sizi kullanır, kimilerinden de nefret edersiniz. Ama unutmayın sizin için en hayırlısı belki de sıradaki. 
  • Diğerlerinin sizden çok daha iyi olması umurunuzda olmasın, siz önce kendi rekorlarınızı kırmaya çalışın, daha sonra başkalarına kafa tutmaya başlayın. 
  • Başkalarını kıskanmayı bırakın!
  • Sızlanmayı hemen kesin ve işe koyulun 
  • İnsanlara kin beslemekten vazgeçin. Kalbinizde nefretle yaşamak hayatınıza çok ciddi bir yük getirecektir. Affetmeyi öğrenin. 
Hayat kısa, mutlu olmaya bakın....
  • Kendilerini yüceltmek için sizi aşağılara çeken insanlardan uzak durun! 
  • Doğru düşündüğünüz şeylerin hep arkasında olun, insanların ne düşüneceğini dert etmeyin 
  • Bazı şeyleri görebilmek için kendinize biraz ara verin, değişiklikler yapın. Aynı şeyleri, hiç ara vermeden sürekli tekrarlamak bazen size bir arpa boyu yol aldırmaz unutmayın. Ne yapıyorsanız bırakın ve düşünün! Ne olursa! 
  • Her şeyi mükemmel yapmalıyım sevdasından vazgeçin, inanın öyle bir dünya yok! Bazen bazı işleri sadece yapın gitsin! 
  • Bazen hayat yolunda gitmeyebilir, işler b*ka sarabilir, işte böyle anlarda her şey yolundaymış havalarına girmeyin, başkaları ne düşünür diye içinize içinize ağlamayı kesin. Ağlamanız gerekiyorsa ağlayın, bağırın! İnanın, en yakın zamanda tekrar gülmeye başlarsınız.
  • Hayattaki başarınız aldığınız ve alacağınız risklerle doğru orantılıdır. Siz siz olun aldığınız risklerin sonrasında başkalarını suçlamayın. Sorumlulukları, riskleri onların üzerine atmayın! Kolaycı olmayın!
  • Onlarca kişiye çok yararlı olmalıyımdan ziyade, kaç kişiye en fazla yararı sağlayabilirimin peşinde olun. İki eliniz olduğunu unutmayın, sınırlarınız osun, odaklarınızı biraz daraltın. 
  • Her şeye çok fazla kafa takmayın, unutmayın kanser hastalığının bile en büyük nedeni stress. 
  • Şükürcü olmakta her zaman yarar vardır, demek istediğim dünyanın herhangi bir yerinde insanlar tanımı mümkün olmayan acılar çekiyorken, belki de siz hayatınızın en güzel anlarını geçiriyorsunuz. Oturun ve Allah’a bize sunduklarından ve sunacaklarından dolayı şükranlarınızı ifade edin. Her güne güzel bir gülümsemeyle ve ağzınızda şükür sözcükleriyle başlayın.
  • İstemediğiniz şeylere yoğunlaşmayın, sadece olmasını istediğiniz şeyler için pozitif enerjiniz olsun. Her sabah uyandığınızda bu gün başıma harika şeyler gelecek deyin ve yolunuza devam edin.
  • Son olarak içkiden ve alkolden uzak durun, vücudunuza hak ettiği ilgi ve alakayı gösterin.

Yazamıyorum deyip panik yapmayın!

Friday, 28 November 2014

Blog yazarlığı başlı başına bir uğraşdır....
İlk olarak şunu belirtmemde fayda var. Henüz yeni bir blog sahibiyseniz yahut yazı yazmak gibi bir hobiniz varsa (bu durum blog sahiplerini çok daha fazla ilgilendirmekte) buyrun yazının devamı sizi bekliyor. Bunun dışında ne haber niteliği taşıyan ne de bilgi içerikli bir yazı olmayacağını vurgulamakta fayda var.

Blog sahiplerinin çok büyük bir kısmı, özellikle de yeni bir blog sahibinin en çok zorlandığı konu ne yazabilirim sorusunun cevabıdır. Öyle ki her yazı yazmaya yeltenmeden önce bu soruyu muhakkak sorar. Çok can sıkıcı olmakla beraber, cevap bulmakta zorlanıldığı takdirde kişinin şevkini ve azmini hatırı sayılır ölçüde zedeler. Bu sorunun cevabından ziyade, bu soruyu her seferinde kendimize sormamıza neden olan etkenleri bilmek, ‘ne yazabilirim ya da ne yazmalıyım?’ sorusundan daha önemlidir.

Ufkunuzu açmak adına kendi deneyim ve tecrübelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Öncelikle blog sahiplerinin yaptığı ilk hata, yanlış ve gereğinden fazla kategorize. Az daha bu konuyu açmakta fayda var. Örnek vermek gerekirse (ki gerekiyor), varsayalım sağlık konulu bir blog açtınız. Blog’unuz sağlık ile alakalı bir blog ise içeriğiniz sağlıkla ilgili olmalıdır. İçeriğinizin sağlıkla ilgili olması içinse, kategorilerinizin sağlıkla alakalı olması gerekmektedir. Aksi halde santim santim ipin ucu kaçacaktır. Hal böyle olunca da rotasından sapmış gemi gibi, zamanla saldım çayıra mevlam kayıra misali, sırf yeşillik olsun diye blogu içeriklerle doldurmaya çalışmaya başlarsınız ve sonra bir bakmışsınız çöplük.

Yukarıda verdiğim örnekteki gibi, belli bir konu amaçlanarak açılmış bir blog, genel bilgi içerikli bir blog’a oranla nispeten daha avantajlıdır diyebiliriz. Neden mi? Çünkü genel site sahiplerinin yoğunlaşacağı konu yelpazesi çok daha geniş olacaktır. Konu yelpazesinin geniş olması sanılanın aksine avantaj değil, dezavantaj olarak bilinmelidir. Her defasında harıl harıl bizi düşündüren, ‘ne yazabilirim?’ sorusunun cevabına tekrar geri dönelim. Ne dedik, blog’unuz amaca yönelik kategorize edilmeli ve mümkünse genel bilgi içerikli değilde belli başlı bir konu üzerine yoğunlaşılmalı.

‘Ne yazabilirim?’sorusunun %50 oranında cevabı budur. Diğer %50’lik kısmı ise, iyi bir gözlem, sabır, not tutma alışkanlığı ve mükemmeliyetçilikten sıyrılmayı gerektiriyor. Sondan başlayalım, yazdığınız her yazı ya da konu mükemmel olmak zorunda değil. Yazınızın kısa ya da uzun olması da bir ölçüde önemli değil, önemli olan üç husus var. Yazınız, dozunu kaçırmayacak şekilde samimi ve içten olmalı, kompleks cümlelerden kaçınılmalı, sade ve basit bir üslup kullanılmalı ve konu ile ilgili minimum düzeyde bile olsa bilgi sahibi olunmalı ya da yeterli bilgi edinilmeli.

Not tutma alışkanlığına gelirsek, toplumca bizi aşan bir konu bu:)). Enteresandır not tutsak bile, o not lazım olduğunda ara ki bulasın. Not tutma alışkanlığı kazanmak, düzen ve tertipten geçer. Bu nedenle öncelikle düzenli ve tertipli olmak gerek. Yanınızda devamlı kalem ve kağıt olması gerekmiyor, akıllı telefonlar her ihtiyacımızı karşılıyor artık. Bir diğer konu ise gözlem. Benim üstünde en çok durduğum konu da bu. Blog sahibi olun ya da olmayın, her ne işi yapıyor olursanız olun, mesleğiniz neyi gerektiriyorsa gerektirsin, kişisel görüşüm herkesin iyi bir gözlem yeteneğine sahip olabilmesi yönünde.

Şu an metrodayım ve bu yazıyı bir takım gözlemlerim sonucunda aldığım notlarımı derleyip yazıyorum. Bu arada sağımda solumda kısacası beni çevreleyen neredeyse herkesin elinde akıllı telefonları; muhtemelen ya oyun oynuyorlar yahut sosyal paylaşım platformlarda toplu vakit katliamı yapıyorlar. Alın size malzeme. Her gün görmeye alıştığımız bu durum ile alakalı size en az iki adet yazı yazabilirim. Söylenecek daha çok şey var fakat sözü daha fazla uzatıp sabrınızı sınamak isteniyorum. Hem ne demiştik, aynı zamanda sabırlı olmalıyız. Okumalıyız, yazmalıyız, gerekirse silip tekrar yazmalıyız bıkmadan usanmadan, çevremizde olup bitenleri gözlemleyebilmeliyiz. Sözün özü, malzeme bol. Önce malzeme listesi çıkarmak (‘gözlem’) ve malzemeyi temin etmek (‘not tutma’) lazım daha sonra tabiri caizse gerisi sizin aşçılığınıza kalmış. Subliminal mesaj vermeyi de ihmal etmeyelim ki bu yazılanların akılda kalıcığı olsun, kelimelerle savaşmayalım sevişelim :)

Elektromanyetik Radyasyon ve Korunma Yolları

Monday, 14 July 2014

Radyasyon her yerde, dikkat!
Evimizde, ofisimizde, yaşadığımız her alanda kullandığımız elektronik ev aletleri, etrafımızda var olan ve elektrik tedariğinde  kullanılan elektrik dağıtım hatları, trafolar ve daha onlarca alet edevat elektromanyetik radyasyon yaymaktadır. Bu radyasyon tipi elektrik dalgaları ve manyetik enerji bir araya geldiğinde ortaya çıkar.

Neyse gelelim yazımızın ana konusuna, etrafımızı saran bu manyetik alandan nasıl en az zararla kurtulabiliriz?

Elektromanyetik Radyasyondan Korunma Yolları; 

  • Cep telefonları her şartta radyasyon yayar, ama telefonu yüzünüzden ne kadar uzak tutarsanız, kendinizi o kadar şanslı hissedebilirsiniz. İşte bu yüzden kulaklık kullanarak konuşmak veya sesi dışarı vermek avantajınıza olacaktır. 
  • Eğer çok gerekli değilse bluetooth kulaklıklar kullanmamaya gayret edin. 
  • Gün içerisinde telefonunuz vücudunuza yakın duracaksa, kapatın gitsin ama bu kulağa çok akıllıca gelmiyor biliyorum, o halde mümkün mertebe sinyal yayan kısım (anten) yüzünüzden, vücudunuzdan uzak dursun. 
  • Cep telefonunuzu kullanarak birini aramak üzereyken, telefonunuzun tam çektiğinden emin olun. Zar zor çeken (bir-iki diş) bir telefon, çok daha fazla radyasyon yayacaktır. 
  • Cep telefonları kapalı, metal alanlarda daha fazla güç çekerler ve dolayısıyla daha fazla radyasyon yayarlar. Bu sebepten asansörde, araç içerisinde, uçakta, trende olabildiğince cep telefonlarınızdan uzak durun. 
  • Telefonu bedeninizden olabildiğince uzak tutmak adına, mümkün olan her yerde arkadaşlarınızı aramak yerine onlara mesaj atınız. 
  • Kablosuz bir ev telefonu, en az cep telefonları kadara radyasyon yayar. Bu sebepten, kablolu bir sabit telefon kullanmaya bakın. 
  • Piyasadan edinebileceğiniz radyasyon önleyici ürünlerin, cep telefonlarının çekiş gücünü iyice düşürebileceğini ve bu vesileyle cep telefonunuzun yukarıda da bahsettiğim gibi daha fazla radyasyon yayma olasılığını hesaba katın. 
  • Kablosuz internet aygıtını mümkünse hiç kullanmadığınız bir odada tutun ve geceleri kapatın. Yattığınız odaya kablosuz modeminizi yaklaştırmayın. Mümkünse kablolu internet bağlantısını tercih edin. 
  • Elektrikli battaniyelerinizi çöpe atın. Bilgisayarınız açıksa ve siz onu kullanmıyorsunuz, o halde wireless, bluetooth gibi bütün eklentileri kapatın. 
  • Bilgisayarınızda kablolu fare, klavye kullanın. Bunun yanında kullandığınız yazıcının da kablo bağlantılı olması radyasyon yayılımını azaltacaktır. 
  • Piyasada sıklıkça karşılaşabileceğiniz bebek telsizleri de en az cep telefonları kadar radyasyon yaymaktadırlar. Bunları bebeğinizden mümkün olduğunca uzakta tutun.

Andrés Escobar Kimdir?

Monday, 30 June 2014

Andres Escobar
Kolombiya milli takımında defans oyuncusu olarak görev almış olan Andres Escobar, 1994 yılında düzenlenen Dünya Kupasında, Kolombiya-ABD arasında oynanan bir maçta, kendi kalesine attığı bir gol sonrasında Kolombiya'nın turnuvadan elenmesine neden olmuştur.

ABD'nin 2-1 kazandığı bu maç, Andres'in ölümünden sonra ortaya atılan iddialara göre, Kolombiya'da bu maç üzerine iddia oynayan uyuşturucu-kartel üyelerini çok kızdırmıştı. 2. tura çıkması beklenen Kolombiya eve geri dönüyordu.......

İşte Andres bu talihsiz gol yüzünden cezalandırıldı ve hastaneye yetiştirildiğinde vücudunda tam 6 kurşun vardı.

Öldüğünde 27 yaşında olan Andres, aradan geçen onca yıla rağmen, ülkesinde ve dünyanın birçok yerinde halen saygıyla anılmaktadır.


Andres'in 1994 Dünya Kupası'nda kendi kalesine attığı o golü izlemek için aşağıdaki videoya göz atabilirsiniz.....

Benham’ın Topacı

Saturday, 14 June 2014

Üzerinde sadece siyah ve beyaz iki renk bulunan bu diske (topaç) bakan herhangi birisi, renklerin ve gözdeki reseptörlerin oyununa gelecek demektir. 1895 yılında İngiliz oyuncakçı Charles Benham tarafından yapılan bu ilginç alet, izleyenlere ilginç bir ilizyon gösterisi yapıyor.

Sene 1895, kimin aklına gelir böyle bir şey?

Aslında tam olarak neler oluyor? 

Bu dönen disk üzerinde, farklı insanlar farklı yoğunlukta renkler görmektedirler. Burada esas işi yapan gözdeki renk konileridir. Bunlar üç çeşittir, birisi kırmızı ışığa duyarlıdır, diğeri yeşil ışığa ve bir diğeri de mavi ışığa. Her bir renk konisinin, ilgili renge tepki verme hızı birbirinden farklıdır. Örneğin mavi renk en geç tepkiyi verir ama sürekliliği daha fazladır. İşte bu yüzden siz de bu diske bakarken, bu üç renkten birini veya bir kaçını görmeye başlayacaksınız.

Andız Pekmezinin Faydaları

Sunday, 11 May 2014

Andız Ağacı ve Meyvesi
Andız ağacını daha önce duyanınız var mı? Peki bu ağacın meyvelerinden her derde deva andız pekmezinin, odunundan andız katranının, kozalaklarından ise andız tesbihinin elde edildiğini biliyor muydunuz?

Andız ağacının halk arasından çeşitli kullanımları mevcuttur. Örneğin kimi bölgelerde kozalaklardan hazırlanan bir karışım astım ve bronşit hastalığının tedavisinde kullanılırken, bu ağacın dal ve yaprakları kaynatıldığında, çıkan buhar kullanılarak hayvanlardaki sancı bile kesilebilir. Bunun yanında kozalakları kaynatıp içerseniz öksürüğü keser, idrar yolu sıkıntılarına ve prostata iyi gelir. Biraz bal ve tuz, kaynamış kozalakların suyu ile birleştiğinde, iyi bir balgam sökücü ortaya çıkacaktır.

Andız Pekmezinin Faydaları

  • Kansızlığa çok iyi gelir, kandaki şeker miktarını düzenler.
  • Ağız yaralarına, kaşıntıya, egzamaya iyi gelir.
  • Mide bulantısına iyi gelir.
  • Bronşit, astım ve öksürük tedavisinde kullanılır.
  • Akciğere ve karaciğere fayda sağladığı bilinmektedir.

Her bitkisel üründe olduğu gibi, andız pekmezini de tüketmeden önce doktorunuza danışın ve ürünü önerilen miktara bağlı kalarak kullanın. 

Kaydedilmiş En Düşük Sıcaklık

Monday, 24 February 2014

Google bu işi biliyor....
Google'ın yayınladığı doodle'lardan haberdar olmayan yoktur. Bir gün anasayfayı bir açarsınız ki karşınızda ünlü birinin bilmem kaçıncı doğum günü vesaire.

Şimdi sizleri, geçenlerde karşıma çıkan bir doodle ile ilgili bilgilendirmek istiyorum. Başlık şu; Kanada'da şu ana kadar kaydedilmiş en düşük sıcaklığın 67. yıldönümü.

Peki, Kanada gibi bir yerde sıcaklık ne kadar düşebilirdi? Cevap -62.8 C, inanılmaz değil mi? Aslına bakarsanız şu ana kadar kayıt altına alınmış en düşük sıcaklık Antartika'nın Vostok bölgesinde görülmüştür, -89.2 C, Temmuz 21, 1983

-21 derecede yapılan çok sevimli bir deney, bakın bakalım kaynamış suya neler olacak!!!!

Daha Gür Sakallar İçin

Saturday, 22 February 2014

Böyle bir sakalı hayal eder misiniz bilmem!
Bir erkek, bir çok nedenden dolayı sakal uzatır, kimisi yüzündeki kusurları örtmek için, kimisi daha güzel görünmek için. Nedeni ne olursa olsun her erkek sakal uzatmak ister. İşte bu noktada, her sakal tipi farklı özellikler taşır. Fark etmişsinizdir kimisinin sakalı bir iki gün içerisinde uzarken, kimisi aylarca beklemek zorunda kalabiliyor ve sonuç hüsran. Şimdi bu yazımda sakal uzatma kararı alan birinin yapması gerekenlerle ilgili birkaç satır yazmak istiyorum.

Öncelikle sakalınızı uzatma kararı alır almaz, kimseye kulak asmayın ve sakalı uzatmaya devam devin. Sakallarınız eksik çıkıyor, yanakların belli bölgelerinde eksikler var gibi durumları dert etmeyin ve uzatmaya devam edin. Bu vesile ile gür çıkan yerler, bir şekilde eksik yerleri tamamlayacaktır ve nispeten daha yavaş uzayan kısımların iyice uzamak için bolca zamanı olacaktır.

Yüzünüzde hissedeceğiniz kaşıntı ve kızarıklıklar bir iki hafta içinde geçecektir, bundan dolayı eğer daha gür sakallarım olsun istiyorsanız, en az iki hafta sabredin ve yola devam. Sakalınızı uzatıyor olmanız onları hiç kısaltmayacağınız anlamına gelmez. Bir santimi geçen sakalları, bu iş için özel olarak satılan makaslarla ve aletlerle güzelce kısaltın. Ya da gidin bir berberden yardım isteyin.

Saçlarınızı nasıl güzelce, dikkatlice tarıyorsanız, aynı şekilde sakallarınızı da düzenli tarayın. Saçlarınız için hangi şampuanı kullanıyorsanız, sakallarınız için de aynısını kullanın, onları güzelce yıkayın ve durulayın. Bunu haftada en az 3-4 kez yapın. Sakalın daha canlı durması için nemlendirici ürünler işinize yarayacaktır. Kullandığınız ürünlerin yüzünüzdeki gözenekleri kapamadığından emin olun.

Bazı vitaminlerin saçın, sakalın uzamasına ciddi katkılar sağladığını sakın unutmayın. Bunlar E, A, C, B3, B5 ve folik asit. Yiyeceklerden kolaylıkla sağladığınız bu ürünleri, doktorunuzun gözetiminde ek tabletler halinde de alabilirsiniz...

Biyotin saç, sakal uzamasında mucizevi bir vitamindir. Eğer yeterince biyotin yoksa, saçlar dökülebilir ve güçsüz düşer.  Bundan dolayı vücudunuzda yeterli miktarda biyotin olduğuna emin olun. Bu vitamin midyede, karaciğerde, balıkta, fasulyede, karnıbaharda, muzda, havuçta, yumurta akında, ve maya da bulunur.  Bunun yanında yine supplement olarak da alınabilecek bir üründür biyotin.

Son olarak, yeterince uyuduğunuzdan ve yaşadığınız stresi en aza indirdiğinizden emin olun.......

Kahvenin Tazesi

Thursday, 30 January 2014

Kahve bir sanattır...
Kahve ağacının meyveleri tek tek özenle toplanır, çekirdekleri ayrılır, kavrulur, kullanılacak kahve demleme yöntemine göre öğütülür ve demlendikten sonra kahve içinizi ısıtmaya hazır hale gelir. Kahvenin lezzetini, kokusunu, kremasını ve köpüğünü etkileyen faktörlerin başında kahvenin tazeliği gelir.

Kahve, kavrulma işlemi gerçekleştikten sonra 4 ila 6 hafta içinde tazeliğini kaybetmektedir. Tazeliğini kaybeden kahve ise acılaşır, kokusunu kaybeder, krema ve köpük veremez hale gelir. Kahve taze kavrulup tüketilse dahi, kahvenin öğütüldükten sonra bekleme süresi de tazeliğini bozar. Kavrulma işleminden sonra 4-6 hafta olan bayatlama süresi, öğütme işleminden sonra yalnızca 1-2 saate düşmektedir. Bu hızlı bayatlamanın sebebi ise öğütüldükten sonra kahve parçacıklarının hava ile temas eden yüzey sayısının çok fazla olması ile açıklanmaktadır.

Üstün nitelikte bir kahve hazırlamak için gurme kahve üretimi de denilen; “sipariş üzerine taze kahve üretimi” metodu uygulayan kahve üreticileri tercih edilmeli. http://www.e-gurme.com/ ‘un da tercih ettiği yöntemlerden biri olan sipariş üzerine kahve kavurma, kişilere ve firmalara tüketebilecekleri kadar kahve miktarını, tazeliğini korur şekilde temin edebilme fırsatı oluşturmaktadır. Taze kahve ile yapılan espresso'da hafif bir ekşilik damağa yayılır, bunun sebebi kahve çekirdeğinin barındırdığı asidite değeridir. Ancak bu ekşilik sütlü ve su eklenen kahvelerde kaybolmakta, yerini daha yumuşak bir içim deneyimine bırakmaktadır.

Isınma MasrafIarınızı Azaltabilirsiniz

Thursday, 23 January 2014

Isınmak maliyetli bir uğraştır......
Kış ayları geldiğinde, ister merkezi ısıtmalı bir evde oturun, isterseniz soba kullanın ya da sadece klima. Isınma masrafınız artacaktır, özellikle de kışın çok yoğun geçtiği zamanlarda faturalar çok kabarık olabilir.

Bir araştırma yapmışlar ve sonuç şu; evdeki enerjinin yüzde 40'ı yalıtımı olmayan binaların dış duvarlarından, yüzde 30'u pencerelerinizden, yüzde 17'si dış kapılardan, yüzde 7'si çatılardan, yüzde 6'sını ise zeminden kaybediyoruz.

Bu şu anlama geliyor, zeminde sağlam bir ısı yalıtımı (şimdi çok güzel, oldukça kalın malzemeler kullanıyorlar) olan, güzel, kaliteli pencereler (sağdan soldan soğuk almayan) kullanılan, dış cephede mantolama uygulanmış, duvarları arasında ısı izolasyon malzemeleri kullanılan binalar bir sıfır önde.

Diyelim ki eviniz merkezi sistem veya kombi ile ısınıyor. Öncelikle her odanın eşit şekilde, aynı derecede ısındığından emin olun. Bir odanız eğer hiç ısınmıyor veya daha az ısınıyor ise bu şu anlama gelir, odalarınız arasında ısı kaybı var, bir şekilde kaçak var gibi düşünebilirsiniz. Yukarıda da bahsettiğim gibi artık zorunlu hale getirilen ama yine de çoğu binada göremediğimiz mantolama sisteminin yakıt masrafını çok ciddi oranlarda düşürdüğü biliniyor. Bunun yanında çatınızı da izole ettirin ki şu yüzde 7'lik kayıptan kurtulun.

Devletin bu konularda ciddi yaptırımları var, 2017'ye kadar Enerji Kimlik Belgesi olmayan her bina bu belgeye bir şekilde sahip olacak ama siz yine de bu tarihi beklemeyin, cebinizden çıkan her bir fazla kuruş, hem sizin hem de devletin ekonomisine ciddi bir yıkım olarak geri dönmektedir.

Isı yalıtımının bir diğer avantajı da ciddi oranda sağlanılan ses yalıtımıdır. Daha konforlu bir yaşam için evinizdeki duvarlara bile yalıtım panelleri taktırmak gibi bir fikir hiçte saçma olmayacaktır.

Bütün bunların yanında mümkünse pencerelerinize çift cam taktırın. Bir de aklıma gelmişken söylemekte fayda var, ısı kaynaklarının sağına soluna, çok yakınına, üzerine hiç bir cisim koymayın. Demek istediğim radyatör peteklerine tabiri caizse yapıştırdığınız bir koltuk, üzerinde sürekli kuruttuğunuz havlularınız, perdeleriniz ısı kaybına yol açacaktır.

Güneş enerjisi panellerinden sonuna kadar yararlanın, inanın yarım saat güneş gören paneller ciddi miktarda sıcak su üretimi yapabiliyor ve özellikle güney kesimde, bol güneşli kentlerimizde oturanlar çok iyi bilir güneş enerjisi panelleri sıcak su ihtiyacını hemen hemen bütün bir yıl karşılayabilmektedir

Soba kullananlar ise evdeki ve binadaki yalıtım problemlerini hallettikten sonra, baca temizliklerini düzenli yaptırdıkları ve kaliteli kömür kullanarak, doğru yakma talimatlarına (sobayı üstten yakın, kömürün tam alev almasına dikkat edin ve kovanızı düzenli boşaltın) uyarlarsa ciddi tasarruf sağlayacaklardır.

Dian Fossey Kimdir?

Thursday, 16 January 2014

Yerel halk tarafından "dağda yalnız yaşayan kadın "olarak bilinen Dian Fossey, bütün dünyada dağ gorillerinin korunması, sayılarının artırılması ve bunun gibi bir çok çalışma ile anılmaktadır. Deniz seviyesinden yaklaşık 10.000 fit yükseklikteki dağlarda kurduğu kamplarda araştırmalarına devam eden bu çılgın kadın, aynı anda yükseklik korkusuyla, çok ciddi rahatsızlıklarla ve çetin hava koşullarıyla başa çıkmaya çalışmıştır.

Goriller arasında yaptığı onca çalışmanın ve onlara bu kadar yakın olmanın meyvesini, kayıt altına da alınan bir resim çok net ortaya koymuştur. Peanut (yer fıstığı) ismini koyduğu bir erkek goril, Fossey'in ellerini tutmuştur. İşte bu da gorillerle insanlar arasındaki yakınlaşmaya güzel bir örnek oluşturmuştu.

1983 yılında "Gorillas in the Mist" (Sisteki Goriller) isimli kitabını yayınlamıştır. Kitap yayınlandığı andan itibaren büyük ilgi görmüş ve en iyiler arasında yerini almıştır. 1988 yılında ise kitaptan yola çıkılarak şu anda IMDb puanı 7/10 olan, Sigourney Weaver'in başrolde oynadığı "Sisteki Goriller" isimli bir film vizyona girmiştir.

Amaç Fossey'in çalışmalarını kamuoyuna bir adım daha yaklaştırmaktı. İşte hayatını gorillere adayan bu kadın, kimliği bugün hala belirlenemeyen kişi/kişiler tarafından Ruanda'da uğradığı silahlı bir saldırı sonrasında hayatını kaybetmiştir. Google'ın bu ünlü etolojistin 82. doğum günü adına düzenlediği bu doodle ise, Fossey'e güzel bir jest olarak görülebilir.

Turk Hamaminin Faydalari

Thursday, 9 January 2014

Türkler için vazgeçilmez bir kültür olan hamamın faydaları saymakla bitmiyor. Osmanlı döneminde sıklıkla kullanılan hamam, soyunma yerleri, yıkanma yerleri ve ısıtma yeri ( külhan ) olarak 3 bölüme ayrılır. Yabancı turistlerin ülkemize geldiğinde denemek istediği tecrübelerin en başında yer alan Türk hamamının faydaları şu şekildedir :
  1. Başta astım olmak üzere solunum yolları hastalıklarına, soğuk algınlıklarına iyi gelmektedir.
  2. Terleme sırasında buhar toksinlerin vücuttan atılmasına yardım eder. Bu sayede cilt her zaman taze ve genç kalır.
  3. Buhar ve masaj sayesinde, kan akımı hızlanır ve hücreler arası oksijenlenme artar.
  4. Cilt yüzeyini ölü hücrelerden arındırır. Cilt uzmanları özellikle yazın güneşin cilde verdiği zararın keselenme ile giderilmesinin mümkün olduğunu söylemektedir.
  5. Kan dolaşımını hızlandırır.
  6. Vücudun metabolizma hızının artmasını sağlar.
  7. Kas ağrıları ve kas gerginliklerine iyi gelir
  8. Cilt kuruduğu zaman gerginleşir. Fakat sıcak ve buhar cildin gerginliğinin ve kuruluğunun azalmasını sağlar.
  9. Stresin azalmasına yardımcı olur.
  10. Bağışıklık sistemini güçlendirir.
  11. Sinüs tıkanmalarının açılmasına yardımcı olur.
  12. Masaj lenf sistemini harekete geçirir. Böylelikle atık maddeler vücuttan hızlı bir şekilde temizlenir.
  13. Kan dolaşımını hızlandıracağı için selülit tedavisinde yardımcı olur.
Hamam kalp atışının hızlanmasına neden olur. Bu yüzden kalp hastalarının hamama gitmesi önerilmez.

Facebook Virüsleri

Friday, 27 December 2013

Dikkat! Facebook hesabınız risk altında olabilir!
Facebook üzerinde dolaşan virüsler epeydir var ama son zamanlarda artık bu durum tahammül sınırını aştı. Hemen hemen her gün yeni bir kişi muhtemelen sizleri de sözde katıldığı bir programa ait bir videoyu izlemeye ve mümkünse oy vermeye davet ediyordur. Sizden tıklamanız istenen linke tıkladığınız anda, zararlı kodlar hesabınıza giriş yapacaktır ve sonrasında siz de, farkında olmadan onlarca kişiye bu gibi mesajlar atmaya başlayacaksınız.

Aslına bakarsanız bu sıralar facebook virüsleri yüklü dosyaları, normallerinden ayırmak oldukça güçleşti. Özellikle önemli olayların ardından şu video'yu canlı izleyin, en son haberler burada gibi linklere dikkat! Sizi tanıdığını iddia eden isimler, sizin içinde bulunduğunuz resimleri yollamaya başladı bile....

Facebook Hesabıma Virüs Bulaştı ise Ne Yapmalıyım?

Öncelikle Facebook şifrenizi değiştirin. Nasıl mı?
  • Facebook hesabınıza girin 
  • Hesap kısmını tıklayın ve hesap ayarlarına gelin. "Benim Hesabım" sayfası görünecektir. 
  • Şifre ifadesinin yanındaki değiştir linkini tıklayın. 3 adet kutucuk görünecektir. 
  • Eski şifreniz kısmına şu anda kullandığınız şifreyi girin 
  • Yeni şifre kısmına aklınızdaki yeni şifreyi girin 
  • Şifre onayla kısmına yeni şifrenizi girin. 
  • En son şifremi değiştir butonuna tıklayın ve işlem tamam. 

Bunun yanında; 

  • Başlat tuşuna basın ve alt kısımda açılan arama bölümüne regedit yazın. Önünüze çıkacak olan kayıt defterinden Hkey_local_machine-software > policies > google > chrome &gt, seçeneğine gidin. Açılan ekranda saçma sapan bir isme sahip bir dosya göreceksiniz, "aksakdslafhalfmanflaj" gibi. İşte bu dosya sıkıntılı, bunu hemen silin ve web tarayıcınızı baştan başlatın. Virüs ortadan kalkacaktır. Eğer virüs sisteme giriş yapmadıysa bu dosya zaten olmayacaktır unutmayın. 

Son Tavsiyem; 

Bir linke tıklamak üzereyseniz, kaynak hakkında bilgi sahibi olmanız işinize yarayacaktır. Demek istediğim fare ikonunu linkin üzerine getirin ve sol alt köşede beliren ibareye göz atın. Linkin bağlı olduğu url karşınıza gelecektir. Size tanıdık gelmeyen url'nin bağlı olduğu hiç bir linke tıklamayın. Özellile .info uzantılarını unutun gitsin derim.

Bozuk Süt İçmek ve Sonrası

Thursday, 26 December 2013

Süt konusunda hassas olunmalıdır!
Süt içmeyi çok seven bir millet değiliz, bu bir gerçek ama yine de şunu çok iyi bilmemiz gerek süt konusu hassas bir konu. Demek istediğim marketten aldığınız bir kutu sütün tazeliğini, içilebilirliğini sakın sadece üzerindeki son kullanma tarihiyle ölçmeyin. Ürün raflara gelene kadar kötü koşullara maruz kalmış ve çoktan bozulmuş olabilir.

Pastorize edilen bir sütün içindeki birçok bakteri ısı yoluyla yok olur. Bu işlem sonrasında bile sütün kontamine olabileceğini unutmayın, çok temiz koşullarda bile bazı bakteriler bir yolunu bulur. Bunun yanında soğuklarda da bazı bakteriler üremeye devam eder, buzdolabına konulan sütteki bakteriler oldukça yavaş gelişim gösterir ama bir şekilde devam eder.

Şimdi diyelim ki son kullanma tarihi geçmiş süt midenize girdi. O andan itibaren besin zehirlenmesi riski baş gösterebilir. Bazen bu durum o kadar hafif gerçekleşir ki, siz hiç bir şey fark edemezsiniz, ama bazı durumlarda besin zehirlenmesi korkunç düzeylerde gerçekleşir. Mide krampları, ateş, kusma, ishal, besin zehirlenmesinin en yaygın belirtileridir.

Bu belirtiler birkaç saat sürebileceği gibi, günlerce de devam edebilir. Diğer taraftan çiğ süt, pastorize olmadığı için, bakteri taşıma olasılığı daha fazladır ve bu da ciddi sağlık sıkıntıları anlamına gelir, özellikle de bağışıklık sistemi zayıf olanlar için durum daha kritik olabilir. Son kullanma tarihine bakarak, bozuk süt teşhisi yapmak oldukça kolaydır ama siz yine de sütten bir yudum alın ve koklayın ki herhangi bir anormalliğe karşı hazır olun. Olası bir şüphe halinde hiç düşünmeden elinizdeki sütten kurtulun.

 Diyelim ki bozuk süt içtiniz;

  • Bol bol sıvı tüketin, çok su için. 
  • Çok ciddi belirtiler varsa hemen bir doktora görünün. 
  • Bazen kusmak da işe yarayabilir.

Buz Tutan Araç Camı

Thursday, 12 December 2013

Soğuk kış günlerini yaşadığımız bu günlerde araç sahiplerini ilgilendiren en önemli konulardan bir tanesi de özellikle sabah kalktığınızda buz tutan ön camdır. Peki kimi zaman oldukça kalın olan bu buz tabakasını nasıl ortadan kaldırabiliriz? Aşağıda sizler için birkaç ipucu;
  • Aracınızdaki buzu temizlemeden önce motorun çalışır durumda olduğundan emin olun. Sıcak havayı ön cama üfürecek konuma getirin. Bu yavaşta olsa bir etki gösterecektir.
  • Piyasada satılan buz çözücüler oldukça işinizi görecektir. Buzun üzerine sıktıktan yaklaşık 1-2 dakika sonra çözülmeyi kendi gözlerinizle görebilirsiniz.
  • Eski bir kilimi veya vadesi dolmuş araç paspaslarını kullanarak aracınızın ön camına geceden iyice örtün. Kimi zaman bir kaç kat gazete bile oldukça güzel sonuçlar verebilir.
Buz tutmuş bir ön cam her zaman bu kadar sevimli durmayabilir.....
  • Havanın eksi derecelere düştüğü zamanlarda 3 birim su, bir birim sirke (beyaz) olmak üzere hazırlayacağınız bir karışımı arabanın ön camına gece uyguladığınızda, bir sonraki gün buzlanmaya karşı ciddi bir önlem almış olursunuz. Mümkün olduğunca sirkeyi boya ile temas ettirmeyin. Aynı şekilde bir sprey şişesinin içine koyacağınız etil alkol ve su karışımı da oldukça etkili olacaktır. Bu yöntem yukarıda bahsettiğim piyasadaki ürünlere para vermek istemeyenler için daha karlı bir ürün olabilir.
  • Sileceklerin üzerine geçireceğiniz eski çoraplarınız, sileceklerin cama yapışmasını engelleyecektir. Bir çoğumuz silecekleri yukarı kaldırarak bu işi hallederiz ama olsun bu da bir yöntem. 
  • Ne olursa olsun sıcak su ile müdahale listenizde olmasın. Sıcak su, buz tutmuş bir camı çatlatacaktır.
  • Son olarak bana sorarsanız her arabada mutlaka bir buz kazıyıcı olması gereklidir. Piyasada onlarca faklı ürün mevcut ama siz belli bir süre sonra deforme olan bu aletleri cam üzerinde çok şiddetli bir şekilde gezdirmeyin. Camı çizebilirsiniz. Yavaş yavaş, cam üzerinde kendinize küçük bir yer açın ve oradan yavaş yavaş ilerleyin. Bunun yanında çok zor bir durumda kalırsanız bir kredi kartının da üç aşağı beş yukarı aynı etkiyi göstereceğini unutmayın. 

Grace Hooper Kimdir ?

Monday, 9 December 2013

Google'ın bugünkü doodle uygulamasında 107. doğum gününü kutladığımız Grace Hooper kimdir ve neler yapmıştır gelin bir göz atalım.

Amerikalı bilgisayar bilimcisi ve ABD donanmasında rütbeli askerlik yapmış Grace Hooper, Harvard Mark I bilgisayarının ilk programcılarından biriydi. 9 Aralık 1906 yılında doğan ve  1 Ocak 1992 yılında ölen Hooper, bilgisayar programlama dilleri için ilk derleyiciyi geliştirerek modern anlamda ilk programlama dili olan COBOL'un geliştiricilerinden birisiydi. Bu anlamda Google Grace Hooper'ı esinlendiği ilk üç isimin arasında göstermektedir.

1906 yılında NewYork' ta doğan Hooper, Yale Üniversitesi Fizik ve Matematik bölümlerini okudu. Matematik bölümünde doktorasını yaptıktan sonra 1941 yılında profesör oldu. 1949 yılında matematikçi olarak çalıştığı Eckert-Mauchly bilgisayar şirketinde, dünyanın ilk ticari bilgisayarı olan UNIVAC I geliştiren takımın elemanlarından bir tanesiydi.

Bilgisayarları konuşturan kadın olarak da bilinen Grace Hopper, bilgisayar dilinde debugging ismi ile bilinen programı hatalardan temizleme konseptinin de ilk kullanıcılarından bir tanesiydi.

Amerikan savaş gemisi olan USS Hooper adını, Tümamiral Grace Murray Hopper'dan almıştır.

Nelson Mandela Hayatını Kaybetti

Thursday, 5 December 2013

Dünyanın en ünlü mahkumu kabul edilen Nelson Mandela yaşamı boyunca bir çok eyleme, boykota katılmış ve adını her seferinde duyurabilmiş bir kişiliktir. Lise eğitimini tamamladıktan sonra gittiği üniversitede karıştığı siyasi olaylar sonrasında ilk defa okuldan uzaklaştırılmıştır. Bir süre madenlerde polis memurluğu görevi bile yapan Nelson Mandela, ülkenin ilk siyahi avukatı ünvanını almaya hak kazanmıştır. Sonrasında ülkesini terk edip yardım peşine koştu, ve talepleri çok açıktı silah ve para. Çağrılarını genelde sosyalist ülkelere yöneltiyordu ama işler umduğu gibi gitmedi ve ülkesine geri döndüğünde, 1964 yılında sadece beyazların temsil ettiği ve halkın tamamının devreye girmediği bir mahkenin kararı sonrasında ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Gerekçe ise vatan hayinliği, ülkeyi bölme vs.....

Aslında onu diğerlerinden ayıran kendi halkına, siyah ırka karşı yapılan ırkçı yaklaşımlara karşı başkaldırısı ve bu uğurda kendi canından bile vazgeçebilecek kararlıkta olmasıydı . Hapis cezası devlet başkanı De Klerk tarafından fes edildiğinde 71 yaşındaydı. Artık ne yapmaya çalıştığı büyük bir çoğunluk tarafından anlaşılmıştı ve bir kahramana dönüşmüştü.

Bügün bütün Afrika tek bir ağızdan şunu söyleyebilir, demokratik bir Güney Afrika, Mandela'nın çabaları olmaksızın imkansızdı. Afrika'da ve dünyanın bir çok kesiminde o artık bir özgürlük savaşçısıdır.......

Ve Özgürlük savaşçısı Mandela 8 haziran 2013 günü, 95 yaşında hayata gözlerini kapar ve bir devir daha kapanır.

Carlos Juan Finlay Kimdir ?

Tuesday, 3 December 2013

Bugün Google arama motorunu açtığımızda karşımıza, Carlos Juan Finlay'ın 180. doğum günü olduğuna dair bir uyarı çıkıyor. Google'ın bugünkü doodle uygulamasına konu olan Carlos Juan Finlay yaptığı testler sonucu sarıhumma virüsünü bulan, ancak teorisi 20 yıl sonra kabul edilen Kübalı bir bilim adamıdır.

Carlos Juan Finlay sarıhumma hastalığının insandan değil de dişi sivrisinekten bulaştığını ortaya çıkardı. 3 Aralık 1833 yılında doğan 20 Ağustos 1915 yılında hayatını kaybeden büyük doktorun deneyleri maalesef 20 yıl boyunca görmezden gelinmiştir. Doğum günü olan 3 Aralık Amerika'da Amerika Tıp Günü olarak kutlanmaktadır.

Kendisini sürekli tıbbi tartışmaların içerisinde bulan ünlü doktor, 1853 yılında Jefferson Medical College'a katıldı. Sıtma ve sivrisinek arasında bir bağ olduğunu kanıtlayan doktor, 1855 yılında buradan mezun oldu.

Amerika'nın Küba'yı işgal ettiği yılların başı olan 1900 yıllarda Dr. Walter Reed'in Havanaya gidip sarıhumma hastalığı ile ilgili yaptığı araştırmaların gerçeği yansıtmadığını düşünen bilim adamları, Dr. Finlay'ın teorilerine yöneldi ve böylelikle ünlü Kübalı doktorun teorilerinin gerçekliği ortaya çıkmış oldu.
 
Copyright © 2013. Bilginti - Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kopyalama yapılamaz!..